Tıkanırcasına Yeme Bozukluğu

Tıkanırcasına yeme bozukluğu, herhangi bir zaman dilimi içerisinde kontrol hissinin yitirilerek aşırı miktarda gıda alımı olarak tanımlanabilmektedir. Bu bozuklukla yaşayan kişiler bulimia gibi aşırı yeme sonrası yediklerini çıkarma gibi bir davranış sergilememektedir. Bu kişilerin obez olma ihtimalinin diğer insanlara göre daha fazla olduğu bilinmektedir. Bunun sebebi ise tekrarlayıcı nitelik taşıyan yemek yeme atakları ve aşırı alınan kalorilerdir. Fakat olduğu kilosunu koruyabilen aşırı yeme bozukluğu olan kişilerde vardır. Bu kişiler normal bir insandan daha hızlı, daha çok ve en son sınırlarına kadar yemek yeme davranışı sergilemektedirler. Bunların sonucu olarak da bu hastalık ile yaşayan kişiler bir süre sonra yalnız başlarına yemek yemeye ve kendilerini sosyal çevrelerinden soyutlamaya başlarlar. Bunlarla beraber gelen aşırı yemek yeme davranışının getirdiği depresyon ve suçluluk hissi kendilerini daha da soyutlamalarına ve mutsuz olmalarına neden olmaktadır. Bu belirtiler Tıkanırcasına Yeme Bozukluğuna eşlik eden belirtilerdir.

 

Bu bozukluk ile savaşmak isteyen ve durumunun düzelmesini isteyen kişilerin bir psikiyatrist ve yeme bozuklukları ile çalışan bir diyetisyenden yardım almaları gerekmektedir. Bu hastalık kişilerin motivasyonunu ve kendilerine olan inançlarını kaybetmelerine neden olmaktadır.

 

Bu hastalığın oluşmasına yardım eden faktörler genellikle;

 

Genetik Etkenler,

 

Sosyal ve kültürel baskılar,

 

Obeziteye yol açan kültür,

 

Ailenin etkileri/öğrenilen davranışlar,

 

Sosyal kopukluk ve yalnızlık,

 

Yaşanan duygusal olaylarla baş etmede güçlük.

 

Bu bozukluğun yanında getirdikleri sadece kilo alımı değildir. Zaman içinde çok tatsız hastalıklar geliştirmeye yatkın bir durumdur:

 

Kalp hastalıkları,

 

Tansiyon problemleri,

 

Sosyal açıdan uyumsuzluk ve gelişiminde iş kayıpları,

 

Depresyon,

 

Böbrek Hastalığı,

 

Felç,

 

Yüksek kolesterol,

 

Uykusuzluk.

 

OBEZİTE (Obesite)

 

Obezite uzmanlar tarafından vücutta depolanan yağ miktarının çok fazla olması biçiminde tanımlanmaktadır. Obezitenin vücudun fiziksel yapısına uymayacak ölçüde fazla yağ depolanması sonucunda oluştuğu bilinmektedir.

 

Uzmanlar kişininin obezite kriterlerini karşılayıp karşılamadığını kişinin Vücut Kitle Indeksi (VKI)  ya da İngilizce adıyla "Body Mass Index" (BMI) değerini kullanarak bulmaktadırlar. Buna göre erişkinlerde vücut kütle indeksi (VKİ)'nin 25'in üzerinde olduğu kişiler aşırı kilolu, 30'un üzerinde olanlar obez olarak tanımlanmaktadır.

 

Sizin de bunu kendinize veya çevrenizdekilere uygulamanız çok kolay. Kilonun boyun karesine oranlanması sonucunda elde edilen sayı ile birlikle Vücut Kitle İndeksinizi bulmuş olacaksınız.

 

Kategori      

      Beden Kitle İndeksi (BDİ)

 

 

Aşırı Düzeyde Zayıf

        < 16

Hafif Düzeyde Zayıf

        16 - 18.9

Normal

        19 - 25

Fazla Kilolu

        25.1 - 30

Birinci Derece Obez

        30.1 - 35

İkinci Derece Obez

        35.1 - 40

Üçüncü Derece Obez

        > 40.1

 

VKİ’nin sağladığı verilerin yeterli olmadığı durumlarda örneğin kaslı kişiler, hareketsiz ve güçsüz kişiler, etnik farklılıkları olan kişiler, yaşlı kişilerde ek olarak göbek ölçüsü ve belin boya oranları da kullanılabilir. Tüm bunlarla beraber kişilerin gerçekten fit mi yoksa kilolu mu oldukları net bir şekilde ortaya çıkmaktadır.

 

<18.5 ise: Zayıf: Yani az miktarda vücut yağına sahipsiniz. Eğer atletseniz bu istenebilir bir durumdur; fakat değilseniz zayıf VKİ seviyesi vücut ağırlığınızın düşük olduğunu gösterir ve bağışıklık sisteminizin zayıflamasına sebep olabilir. Eğer VKİ’niz ve vücut ağırlığınız düşükse kas hacminizi arttırmak için sağlıklı bir beslenme ve egzersiz yoluyla kilo almaya çalışmalısınız.

 

18.5-24.9 ise: Normal: İdeal miktarda vücut yağına sahip olduğunuz anlamına gelir ve bu da uzun ve ciddi hastalık oranın en az olduğu bir hayat demektir. Aynı zamanda bu oran birçok insanın estetik olarak en çekici bulduğu orandır.

 

25.0-29.9 ise: Hafif Şişman: “İri” sayılırsınız ve diyet ve egzersizle kilo vermenin yollarını aramalısınız. Şu anki kilonuzla çeşitli hastalıklar için risk taşımaktasınız. Beslenme stilinizi değiştirerek ve egzersize daha fazla ağırlık vererek kilo vermelisiniz.

 

>30.0 ise: Obez (Şişman): Sağlıksız bir kilonuz var, bunun getirdiği ve getireceği sağlık sorunlarıyla karşı karşıyasınız demektir. Beslenme stilinizi değiştirerek ve egzersize daha fazla ağırlık vererek kilo vermelisiniz.

 

Obezitenin nedenlerine bakıldığında genellikle;

 

1.     Fazla yeme,

 

2.     Fiziksel hareketlerin azlığı,

 

3.     Psikolojik bozukluklar,

 

4.     Metabolik ve hormonal bozukluklar,

 

5.     Kalıtımsal faktörler gibi faktörler bir adım öne çıkmaktadırlar.

 

Bu faktörler arasında en önemlileri, fazla yeme ve kişinin gittikçe bozulan psikolojisidir. Birçok kimse yedikleri ve harcadıkları hakkında gerçek bilgiye  ve farkındalığa sahip değildirler.

 

Şişmanlığın kalıtsal olduğu da ileri sürülmektedir. Yapılan bir araştırmada, normal anne babanın çocukları arasında şişmanlık %8-9 iken, anne-babadan birinin şişman oluşunda çocuklardaki şişmanlık sıklığının %40’a, her ikisinin de şişman oluşunda %80’e çıktığı belirtilmiştir. Bu durumun sadece kalıtsal değil ailenin yemek yeme tutumları ile de doğrudan ilişkili olduğu yapılan araştırmalar sonucunda gösterilmiştir. 

 

Özellikle zayıflama diyetlerine dirençli olan çok az sayıdaki şişmanlıklar hormonal ve metabolik nedenlere dayanır. Bu tür şişmanlık toplumdaki şişmanlık oranlarının çok küçük bir bölümünü kapsar. Bilindiği gibi bazı hormonlar, bazal metabolizma hızını etkiler. Hormonal nedenlerle bazal metabolizmanın yavaş oluşu, enerji harcamasını azaltarak alınan besin öğelerinin bir kısmının depolanmasına yol açabilir. Yalnız bu kişiler, genellikle hareketsizdirler ve şişmanlamaları bu nedene de dayanabilir.

 

Bazı araştırmacılar, diyetteki protein oranının yüksek, karbonhidrat oranının düşük olması ile daha çok enerjinin ısıya dönüşerek atıldığı fikrini savunmaktadırlar. Diğer bazı araştırmacılar ise, bunun şişmanlıkta bir etkisinin olamayacağı görüşündedirler. Karbonhidratların çok fazla kısıtlanması, organların çalışma sistemlerinde örneğin; asit-baz dengesinde bozukluklar yapacağından doğru değildir.

 

Obezite tedavisinde aşırı yeme bozukluğunda da olduğu gibi farklı tedavi gereksinimleri vardır. İlaç ve diyetlerin yanı sıra kişilerin benlik saygılarını geri kazanmaları, toplumdan dışlanmış hissetmemeleri, obezitenin öncesinde veya beraberinde gelişen depresyonun tedavisi, diyet sırasında motivasyonunun düşmemesi için psikoterapi şarttır. Asıl nedeni çözülemeyen her türlü hastalığın tekrarlaması kolay ve hızlıdır. Bu yüzden her türlü yeme bozukluğunun altında yatan sebebin bulunması tedavi sürecinde kişinin farkındalığını sağlayacak ve tedaviyi daha kolay hale getirecektir.

 

 

(17.12.2012 Sabah gazetesinde yayımlanmıştır.)

web site izmir