Depresyon

 

En küçük problemlerden, en büyük çıkmazlara kadar değişen sıkıntıların sonucunda kendimize kolaylıkla koyduğumuz bir tanı var. “Ben depresyondayım.” Üstüne şarkılar yazılan, espiri olarak kullanılan, yaptığımız bazı hareketlerin sonuçlarından kaçış için de kullanabildiğimiz bu hastalık aslında gerçekten bu kadar masum ve basit mi?  

 

Günümüzde kişilerin kendilerine kolaylıkla koyabildikleri ve hakkında sık sık konuştukları “Depresyon” bu kadar kolayca ve rahatça verilebilen bir tanı nasıl oldu diye düşündüğümüzde ilk karşımıza çıkan,  bunun sıradan, çağımız insanlarının büyük bir yüzdesinde görülen bir hastalık gibi gösterilmesidir.   

 

Eskiye oranla daha sık ve daha erken yaşlarda  görmeye başladığımız bir tür Duygudurum Bozukluğu olan depresyon herhangi bir yaş döneminde bir çok nedenle kendini gösterebilir. Sadece büyüklerin bu hastalığı yaşayabileceğini düşünen, mutsuz olan çocuklarına nasıl olsa düzelir mantığıyla bakan, çocuklarının sıkıntılı bir dönemin içinde olduklarını göremeyen aileler ne yazık ki önlem almada gecikmekte ve rahatsızlığın ilerlemesine engel olamamaktadırlar.

 

Depresyonun belli bir yaş aralığının olmayışı, her yaştan insanın bu rahatsızlığın beliritlerini gösterebileceği ve yardım alınmadığı takdirde de rahatsızlığın daha da şiddetlenerek artabileceği anlamına gelmektedir. Yelpazesi çok geniş olan depresyonun birçok türü de bulunmaktadır. Peki bireyin depresyona girdiği nasıl anlaşılır?



Depresyon Belirtileri

 

En az iki haftalık dönemde;

 

·        İşlevsellikte bozulma: hemen hemen her gün, tüm gün boyunca sürebilen, tüm etkinliklere veya çoğuna karşı ilgide belirgin azalma ya da eskiden zevk alarak yapılan işlerin artık kişiye zevk vermeme durumu,

 

·        Üzgün ve sıkıntılı  hissetme; gün boyunca kişinin ağlamaklı bir durumunun olması, kendini üzgün ve tükenmiş hissetmesi durumu,

 

·        Kilo kaybı veya alımı; kişinin özel bir diyet uygulamaksızın kilo alması veya vermesi (vücut kilosunun %5’inden fazlası olmak üzere), ve kişinin iştahında önemli derece artma veya azalma gözlemlenmesi durumu,

 

·        Uyku Problemleri; kişinin uykusuzluk çekmesi (insomnia) veya aşırı derecede uyuması (hipersomnia) durumu,

 

·        Kişinin kendini yorgun, halsiz ve bitkin hissetmesi,

 

·        Enerji kaybının olması,

 

·        Kendini değersiz hissetmesi,

 

·        Hissettikleri için kendini suçlaması ve kınaması

 

gibi özellikler depresyon tanısı koymada temel oluşturmaktadır.

 

Depresyon Türleri

 

·        Majör Depresif Bozukluk,

 

·        Kronik Depresyon,

 

·        Atipik Depresyon,

 

·        Bipolar Depresyon veya Manik Depresyon,

 

·        Mevsimsel Depresyon,

 

·        Psikotik Depresyon,

 

·        Postpartum (Doğum Sonrası) Depresyon,

 

·        Anaklitik Depresyon.

 

Depresyonun beraberinde getirebilecekleri

 

·        Madde kullanımı (uyuşturucu, alkol, sigara),

 

·        İntihar düşünceleri ve girişimleri,

 

·        Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu,

 

·        Davranım Bozukluğu,

 

·        Ayrılma Anksiyetesi Bozukluğu,

 

·        Obsesif Kompülsif Bozukluk.

 

Depresyonun yaşlara göre özellikleri

 

1.Bebeklik ve okul öncesi dönemi:

 

Çocuklarda depresyonun başlaması yetişkinlere göre daha sinsi olarak değerlendirilebilir. Okul öncesi dönemde bireyin kendini ifade edebilmesi sınırlı olduğu için, bakım veren kişinin bireydeki değişiklikleri anlayabilmesi çok önemlidir fakat ne yazık ki ailelerin gözden kaçırdığı yada önemsemediği vakalara çok sık raslanmaktadır.

 

·        Apati,

 

·        Sosyal İçe Çekilme,

 

·        Uykusuzluk,

 

·        Kilo Kaybı / Kilo Alımı,

 

·        Gece Korkuları

 

gibi durumları yakından takip etmek ve farklılıklara duyarlı olmak gerekmektedir. Çocuğun kendisine bakım veren kişiden ayrılma durumunda da depresyon geliştirebileceği unutulmamalıdır.

 

Bu dönem çocuklarının sözel gelişimi, ruhsal halini anlatması bakımından yeterli olmadığından, çocuğun yüz ifadeleri, tepkileri, beden duruşu, aktivitelere katılımı gibi alanlarda iyi bir şekilde gözlemlenmesi gerekmektedir.

 

2.Okul çağı çocukları / Ergenlik öncesi çocuklar:

 

İlerleyen yaşla beraber çocuğun kendini ifade etme yeteneği de gelişmektedir. Bu yaşlarda çocuklar ailelerinden sıkıntılı oldukları konuları gizleme, kendi başına idare etmeye çalışma davranışları çok sık görülmektedir. Depresif durumdaki bu yaş grubundaki çocuklarda, intihar düşünceleri, baş ve karın ağrıları, uyku bozuklukları, içe çekilme, arkadaş edinmeme, dikkatini toplayamama, akademik başarısızlık, okul kurallarına uymama, duygudurum değişiklikleri, ilgi ve istek kayıpları görülmektedir.

 

Bu gibi durumlarda çocukların kendilerini tam olarak karşısındaki kişiye açmadığı, bazı önemli noktaları sakladıkları ve güven duyma ile ilgili sorunlardan dolayı aile bireylerinin çocuk hakkında verebileceği bilgilerde çok büyük önem taşımaktadır.

 

3.Ergenlik Dönemi:

 

Ergenlik döneminde yaşanan depresyon ve yetişkinlik döneminde görülen depresyon diğer yaşlara oranla daha çok benzerlik göstermektedir. Yaşın ilerlemesi ile bireylerin bunu çözmek için daha farklı yollara başvurması söz konusudur. Bunların başında alkol ve madde bağımlılığını düşünebiliriz. Bunun sebeplerine baktığımızda ilk başlarda, kötü ruh durumundan kurtulmak, anlık da olsa mutlu, rahatlamış ve dertlerden uzaklaşmış hissedebilmek amaçlanarak bu tür maddeler kullanılmaktadır. Başka bir açıdan bakıldığında ise, bireyin kendini tedavi etme düşüncesi ile bu tür maddelere daha çok sarıldığı görülmektedir. Depresyon döneminde olan ergen bireylerin duygularında, düşüncelerinde ve ilişkilerinde ani ve beklenmeyen değişiklikler yaptıkları görülmektedir. Bunların yanında sosyal olarak içe kapanma, okul veya evden kaçma, madde ve alkol bağımlılıkları, intihar düşünce ve girişimleri de görülmektedir.

 

Bu üç evrede de her ne rahatsızlık olursa olsun, ailenin doktor ile kurduğu  ilişki üçgeni (Doktor-Anne/Baba-Çocuk) sağlıklı ve sağlam olmalıdır.  Bazen ailenin çocuk hakkında  verdikleri bilgiler kilit rol oynar,  bazen de bir uzmanın tuttuğu ışık size çocuğunuzla  kuracağınız ilişkide doğru yolu gösterebilir.

 

Çocuklarımıza yaklaşırken, onların da bizler gibi bir birey olduklarını unutmamak ve kendilerine ait duygu ve düşünceleri olduğunu göz önünde bulundurmak gerekiyor. Çocuklarımız bizi hissetmeye başladıkları andan itibaren davranış ve tutumlarımızdan çok fazla ders çıkartıyorlar. Bu dersler kişiliklerinin tamamını yapılandırmasa da önemli bir bölümünü oluşturuyor. Çocuklarımızda, uygun bulmadığımız davranış veya tutumları gördüğümüzde ya başkaları farketmesin diye saklamaya çalışıyor ya da çok fazla tepki verebiliyoruz. Bu gibi durumlarda büyük resme bakabilmemiz ve kendimize birer ayna tutabilmemiz gerekiyor. Çocukluk dönemi hayatın geri kalan zamanları için temel oluşturuyor. Kısaca, çocuklarımızın da bir gün “biz” olacaklarını, yani bizim gibi büyüyeceklerini, okula/üniversiteye gideceklerini, arkadaşlıklar kuracaklarını, bir işe gireceklerini, evleneceklerini düşünerek ve bu bilinçte davranarak çocuk yetiştirmemiz gerektiğini unutmayalım.

 

“Çocukluk, sebeplerin uykusudur.”

Jean Jacques Rousseau

 

 

(28.02.2013 Yeni Asır gazetesinde yayımlanmıştır.)

web site izmir