İnternet Bağımlılığı

 

     Bağımlılık denilince herkesin tüyleri ürperir, en kötü sahneler gözümüzün önünde beliriverir. Kendimize göre bağımlılıkları derecelendirir ve en kötüsüne karar veririz. Bağımlılık olarak toplumun çoğu ilk önce uyuşturucu maddeleri daha sonra alkol, sigara, kumar gibi bağımlılıkları düşünür. Çağımızın yeni ve büyük bir kitlede görülen bağımlılığını ne yazık ki pek ciddiye almıyoruz. Çevremizdeki insanlarda ve belki de kendimizde de olan bu bağımlılık ne mi?

 

 

 

 

 

             

 

Hiç suçlu gibi durmadığımın farkındayım. Belki senin için bir iki oyundan, sosyal paylaşım sitelerinden, videolardan, online oyunlardan, sanal kumarhanelerden, çeşitli sitelerden, sonsuz bir bilgi havuzundan ibaretim. Bildiğin gibi de bana her an her yerde ulaşma fırsatın var. 7 gün 24 saat seninleyim ve inan bu beni hiç rahatsız  etmiyor ve yormuyor. Ya Seni?

 

Bir adaya düşseniz yanınıza alacağınız üç şey: pili bitmeyen ve bozulmayan bir bilgisayar, kesilmeyen bir internet ve yaşamaya yetecek kadar yemekse burada bir sorun olduğunu kendimize itiraf etmemiz gerekiyor.

 

Bağımlılığın tanımına bakıldığında; bir nesneye, kişiye ya da bir varlığa duyulan önlenemez istek olarak, kişinin ruhsal ve bedensel sağlığına ya da sosyal yaşamına zarar verici olmasına rağmen engelleyici bir tutum koyamaması ve önüne geçilemez bir istek oluşması olarak tanımlandığını görüyoruz. Bağımlılık denildiğinde klasik anlamda alkol, esrar, kokain, eroin gibi kimyasal madde kullanımını içeriyor fakat kumar, seks, alıșveriş, televizyon izleme, yemek yeme, egzersiz, bilgisayar oyunları oynama gibi kimyasal olmayan davranışsal bağımlılıklar da söz konusu olabiliyor. Davranışsal bağımlılıklar da tıpkı alkol ve madde bağımlılıklarında olduğu gibi bağımlılığın ana bileşenleri olan fiziksel ve psikolojik bağımlılık belirtilerini (zihinsel meşguliyet, duygudurum değişkenliği, tolerans, yoksunluk, kişilerarası çatışma ve tekrarlama) gösterebiliyor.

 

İnsanın temel ihtiyaçları olan barınma, beslenme, üreme ve sosyalleşmenin yanısıra bir süredir var olan ve günümüzde insanın temel ihtiyaçlarının başında yer almaya başlayan interneti bilinçli kullanıyor muyuz yoksa birer bağımlı sayılır mıyız?

 

 

En Sinsi Bağımlılığımız: İnternet

 

 

Davranışsal bağımlılıkları incelediğimizde, son dönemde gelişen teknoloji ile birlikte bilgisayarların hayatımızdaki yerinin artması, internet ulaşımının kolaylığı ve çeşitli psikososyal problemlerle birlikte , bilgisayar ve internet bağımlılığı denilen yeni bir kavramın ortaya çıktığını görüyoruz.

 

Bildiğimiz gibi internet tek başına soyut bir kavramdır ve yanında bir yoldaş ile somutlaşıp anlam kazanabilir. Bu yoldaşlar gün geçtikçe daha da fazlalaşıyor. İnterneti önceden bilgisayarımızda kullanırken şimdi tablet bilgisayarlarımızda, telefonlarımızda, saatlerimizde, televizyonlarımızda, arabamızda ve daha birçok cihazda kullanabiliyoruz. Bunun sonucu olarak, internete ve sağladıklarına yer veya zaman ayırt etmeden her an her yerde ulaşma imkanımız var. Bu imkanımız kısıtlanınca veya olmayınca ne yapacağını bilemeyen, acı çeken, rahatsızlık hisseden insanlar olup çıkıyoruz.

 

İnternet bağımlılığının çeşitli tipleri de bulunmaktadır;

 

·         Patolojik internet kullanımı,

 

·         Aşırı internet kullanımı,

 

·         Uygun olmayan internet kullanımı.

 

İnternet bağımlısı olan bir kişi interneti aşırı kullanmaya yönelik isteğinin önüne geçememekte ve internete bağlı olmadan geçirilen zaman önemini yitirmektedir. Yoksunluk yaşadığında ise aşırı sinirlilik hali, saldırgan olma durumu gözlenmekte, kişinin iş-sosyal yaşantısı ve aile hayatı giderek bozulmaktadır. Yapılan araştırmalarda görülmektedir ki erkeklerin interneti kullanma oranı ve dolayısıyla internet bağımlılık oranı kızlara göre daha fazladır. İnternet bağımlılığının 12-18 yaş döneminde, yoğun olarak görüldüğü ve bu bağımlılığın gelişmesi ve bağımlılık davranışlarının pekiştirilebilmesi için uygun bir dönem olduğu bilinmektedir. Erkeklerin kızlara oranla 2-3 kat daha fazla internet bağımlılığı geliştirme riskleri olduğu yapılan birçok araştırma ile saptanmıştır. 

 

İnternet bağımlılığı ile ilgili ilk tanımları yapan Goldberg, DSM-V’ te  yer alan madde bağımlılığı ölçütlerini kontrol edilemeyen internet kullanımına uyarlamıştır. Young ise internet bağımlılığı tanısının koyulabilmesi için patolojik kumar oynama ölçütlerini temel almıştır. Young internet bağımlılığı tanısı konulabilmesi için tanımlanan sekiz ölçütten beşinin karşılanmasını yeterli görmüştür. Young’ın tanımladığı ölçütler şu şekildedir:

 

1. İnternet ile ilgili aşırı zihinsel uğraş (sürekli olarak interneti düşünme, internette yapılan aktivitelerin hayalini kurma, internette yapılması planlanan bir sonraki etkinliği düşünme, vb.),

 

2. İstenilen keyfi almak için giderek daha fazla oranda internet kullanma ihtiyacı duyma,

 

3. İnternet kullanımını kontrol etme, azaltma ya da tamamen bırakmaya yönelik başarısız girişimlerin olması,

 

4. İnternet kullanımının azaltılması ya da tamamen kesilmesi durumunda huzursuzluk, çökkünlük ya da kızgınlık hissedilmesi,

 

5. Başlangıçta planlanandan daha uzun süre internette kalma, 

 

6. Aşırı internet kullanımı nedeniyle aile, okul, iş ve arkadaş çevresiyle sorunlar yaşama, eğitim veya kariyer ile ilgili bir fırsatı tehlikeye atma ya da kaybetme,

 

7. Başkalarına (aile, arkadaşlar, terapist, vb.) internette kalma süresi ile ilgili yalan söyleme,

 

8. İnterneti problemlerden kaçmak veya olumsuz duygulardan (örn: çaresizlik, suçluluk, çökkünlük, kaygı) uzaklaşmak için kullanma.

 

Sosyalleşmek için dışarı çıkmanıza gerek yok mu?

 

Gençler ve üniversite öğrencileri internet bağımlılığında en yüksek riske sahip olan grup olarak görülmektedir. Kişinin aidiyet duygusu araması, kendini olduğundan farklı gösterme çabası, yaratmış olduğu dünyayı benimseme, hayal dünyasında yaşama, yüz yüze ilişkiler yerine anonimite (taraf kimliklerinin gizliliği, animeler) oluşturup kimlik inşasında bunlara yer vermesi internet bağımlılığına kişiyi yönlendiren faktörlerdir. İnternette zaman geçiren bu kitle odalarına kapanmakta, aile hayatından soyutlanmakta, arkadaş edinme ve topluma karışma gibi süreçleri reddetmekte, sosyal hayattan kaçmakta ve madde (internet, sanal dünya) ile bütünleşmektedirler. İnternet bağımlılığının kendi içinde türleri bulunmaktadır ve her yaş kesiminde görebileceğimiz alanlarda alt sınıflara ayrılmaktadır.

 

İnternet Bağımlılığı Tipleri

 

         -          Siberilişki / Sosyalleşme Bağımlılığı (Facebook, Twitter, MSN, vb.),

 

         -          Kimlik Karmaşası (fantezi anime ve  avatar oluşturma vb.),

 

         -          Net Kompülsiyonu (online kumar, online alışveriş),

 

         -          Siberseks Bağımlılığı (seks chatleri ve porno sitelerine bağımlılık),

 

         -          Bilgi Yüklemesi (durdurulamayan surf yapma ya da bilgi arama),

 

         -          Oyun Bağımlılığı (takıntılı bir biçimde bilgisayarda oyun oynama, online oyunlar vb.).

 

İnternet kullanımına baktığımızda gün geçtikçe bu kullanım artmaktadır ve bu durum çeşitli sağlık problemlerine neden olabilmektedir. Bu internet bağımlılığının yaratmış olduğu psikolojik rahatsızlıklar özelliklede Japonya’da son 10 yıldır ileri derecede yaşanmaktadır. Bu psikolojik rahatsızlığın adı Japonya’daki psikologlar tarafından Hikikomori (Sosyal Geri Çekilme) olarak tanımlanmıştır. İlk olarak Norihiko Kitao 1986 yılında bir psikososyal bozukluk olarak Hikikomori’yi tanımlamıştır. Eleştirmenler bu bilimsel tanımdan daha önce Japonya’da bu sosyal geri çekilmenin olduğunu kabul etmektedirler. 1950’lerde bu sosyal geri çekilmenin lise öğrencilerinde olduğundan bahsedilmiş ve dışarı çıkmama okula gitmek istememe sosyal iletişimde bulunmanın reddedildiği anlatılmış.

 

1970’lerde ise psikologlar ve eğitimciler bu sosyal geri çekilmenin varlığını okullarda kabul etmişlerdir ve çeşitli çalışmalar yapmaya başlamışlardır. Bu geri çekilmeyi izleyen ve çözüm bulmaya çalışan psikologlar bu gibi problemlerin okulu reddetmekle başladığını ve bu durumun depresyon, kimlik bocalaması gibi psikososyal bozukluklar ile ilişkili olabileceğini öne sürmüşlerdir. Japon Psikiyatrist Tamaki Saito 1980’lerde ileri düzeyde var olan bu sosyal içe çekilmenin sosyal ve ekonomik olarak olumsuz etkilerinin olduğundan bahsetmiştir. Akademik olarak tanımının yapılması zorlaşan Hikikomori , Psikiyatrist Tamaki Saito tarafından kesin olarak şöyle tanımlanmıştır: 6 ay ve daha fazlası olarak asosyal durumda olan, eğitim ve zorunlu işler dahil olmak üzere dışarı çıkmayı reddeden, sosyal ilişkileri ve yakın arkadaşı olmayan kişi olarak tanımlamaktadır. Gençler arasında akut sosyal geri çekilme olarak başlamakta ve  kronik bir hal almaktadır.

 

Psikolojik açıdan Hikikomori bilişsel bir işlevsel bozukluktur. Psikososyal bir hastalık olarak nitelendirilmektedir. Hikikomori , teknolojinin yaratmış olduğu bir hastalık olarak görülmektedir. Kişinin internet üzerinde yaratmış olduğu sanal alemde iletişim bağımlılığı geliştirip kendini sosyal çevreye kapatmasıdır. Bu internet bağımlılığının nedeni olarak sosyal uyumsuzluk, başarısızlık ve onaylanmama kaygısı gösterilmektedir. Hikikomori en çok erkek çocuklarda, 15 yaş civarında görülmektedir. Bu bağımlılıkta kişi yaşamdaki tüm sorumlulukları erteler, temel fizyolojik ihtiyaçlarını (yemek yeme) bile bilgisayar karşısında giderir. Bu yaşam biçimi karamsarlık, mutsuzluk, yaşama dair bir beklenti oluşmaması, depresif bir ruh haline bürünme olarak kendini göstermektedir.

 

Ailelerin çocuklarına “Evden ayrılmasın; ev daha güvenilir.” düşüncesi ile yaklaşmaları ve odalarında vakit geçirmelerine izin vermeleri başta iyi gibi görünen bir yöntemdir. Zamanla ailenin çocuğun ne yaptığıyla ilgilenmemesi ile birlikte ya da çocuğun ders çalışıyor olarak görünmesi ve sorun çıkarmaması, var olan bağımlılık temellerinin atıldığı önemli bir dönemdir. Oluşan internet bağımlılığı ile birlikte çocuk giderek içe çekilme yaşar ve koparılması sancılı bir döneme girebilir. Japonya’da son 10 yıldır yaşanan ekonomik sorunların ve üreticilikte azalmanın aşırı internet ve bilgisayar kullanan genç nesil ile ilgisi olduğu düşünülmektedir.